Defne
New member
En Büyük Orman Felaketi Nedir? Ateşin, İnsanların ve Ormanların Büyük Hikâyesi
En Büyük Orman Felaketi Nedir? Önce “En Büyük” Dediğimiz Şeyi Bir Netleştirelim
Geçenlerde “Dünyanın en büyük orman felaketi nedir?” diye düşünürken kendimi tuhaf bir yarışma programının sunucusu gibi hissettim: “Ve karşınızda… üç milyon dönüm ormanla sahneye çıkan 1910 Büyük Yangını! Alkışlar lütfen!”
Tabii mesele hiç de alkışlanacak gibi değil.
“En büyük orman felaketi” dediğimizde aslında tek bir olaydan söz etmiyoruz. En büyük alanı yakan yangın başka, en fazla insanı etkileyen felaket başka, ekolojik açıdan en ağır sonuçları doğuran olay ise bambaşka olabilir. Üstelik orman felaketi yalnızca alevlerden ibaret değildir. Kuraklık, böcek istilaları, aşırı sıcaklık, kaçak kesim, tarım alanı açılması ve iklim değişikliği birbirine eklenerek ormanı yıllar içinde de felakete sürükleyebilir.
Bu yüzden konuyu “kaç ağaç yandı?” yarışmasına çevirmek biraz haksızlık olur.
Yine de tarihte ölçeğiyle öne çıkan olaylardan biri kesinlikle 1910 Büyük Yangınıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Idaho ve Montana bölgelerinde meydana gelen yangın, yaklaşık 3 milyon dönümlük ormanlık alanı etkiledi. ABD Orman Servisi'nin kayıtlarına göre yalnızca iki gün ve iki gece içinde yangın, kasırga şiddetindeki rüzgârların etkisiyle son derece hızlı yayıldı.
Ama hikâyenin asıl ilginç tarafı şu: Bazen bir ormanı yok eden şey yalnızca kibrit değildir.
1910 Büyük Yangını: Ormanların “Bugünlük Böyle Bir Problemimiz Var” Dediği Günler
20 Ağustos 1910'da başlayan ve 21 Ağustos'a kadar büyüyen Büyük Yangın, kuzey Idaho ile batı Montana'da yaklaşık 3 milyon dönüm ormanlık alanı etkiledi.
Dönemin koşullarını bugünün imkânlarıyla karşılaştırınca tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Günümüzde uydular, termal kameralar, hava araçları, meteorolojik modeller ve gelişmiş yangın söndürme sistemleri bulunuyor. 1910'da ise bir yangının birkaç saat içinde devasa bir ateş fırtınasına dönüşmesini izlemek, muhtemelen “internet yavaşladı” şikâyetinin tarihsel olarak çok daha korkunç bir versiyonuydu.
ABD Orman Servisi kayıtları, o yılın son derece kuru geçtiğini ve yangınların bazılarını insan faaliyetlerinin başlattığını belirtiyor. Kömürle çalışan trenlerin çıkardığı yangınlar da önemli bir kaynak olarak kaydedilmiş; yıldırım ise çok sayıda yangını aynı dönemde başlatmış.
Daha sonra şiddetli rüzgârlar yangını adeta dev bir fön makinesine çevirdi.
Sonuç?
Milyonlarca ağaç yandı, bazı yerleşimler ağır zarar gördü ve yaklaşık üç milyon dönümlük alan yangından etkilendi. ABD Orman Servisi ayrıca yaklaşık 8 milyar board feet kerestenin yandığını belirtiyor. Wallace, Idaho'nun yaklaşık üçte biri yangından zarar gördü.
Burada önemli bir ayrıntı var: 1910 yangını sadece bir çevre felaketi değildi. Aynı zamanda orman yönetiminin geleceğini değiştiren tarihsel bir dönüm noktası oldu. Yangın sonrasında Amerika'da yangın bilimi, orman yönetimi ve koruma politikaları daha fazla önem kazandı.
Yani bazen felaketin ardından insanlığın öğrendiği ders, felaketin kendisi kadar önemlidir.
Peki Amazon Yangınları Neden Bu Kadar Konuşuldu?
Bir başka örnek ise Amazon yağmur ormanlarında özellikle 2019 yılında dünya gündemine oturan yangınlar.
Sosyal medyada o dönemde öyle fotoğraflar dolaştı ki insanın aklına ister istemez “Dünya yanıyor ve biz hâlâ toplantı yapıyoruz” cümlesi geliyordu.
Fakat burada da önemli bir bilimsel ayrım var.
NASA'nın analizlerine göre 2019'daki Amazon yangınları olağandışı özellikler taşısa da o yıl Brezilya Amazonları için tüm zamanların en büyük yangın sezonu değildi. Yangınların önemli bir bölümü ormansızlaştırma ve arazi temizleme faaliyetleriyle bağlantılıydı. Bazı bölgelerde kuraklık da yangınların yayılmasını kolaylaştırdı.
NASA'nın uydu gözlemleri, 2019'un özellikle güney Amazon'da kuru sezonun erken döneminde yangın aktivitesinin arttığını ve yangınların bir bölümünün bölgesel kuraklıktan ziyade arazi temizleme faaliyetleriyle daha uyumlu bir zamanlama ve dağılım gösterdiğini ortaya koydu.
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü bir ormanın yanmasını yalnızca “hava çok sıcaktı” diye açıklarsak problemin insan kaynaklı kısmını görünmez hâle getirebiliriz.
NASA ayrıca Amazon atmosferinin son yıllarda daha kuru hâle geldiğini ve insan faaliyetlerinin bu değişimde önemli rol oynadığını belirtiyor. Araştırmaya göre artan sera gazı seviyeleri atmosferik kuruluğun yaklaşık yarısını açıklarken, geri kalan önemli etkenlerden biri ormanların tarım ve hayvancılık için yakılmasıydı.
Yani bazen yangının hikâyesi alev başladığında değil, alev başlamadan yıllar önce yazılıyor.
Erkek Stratejist, Kadın Empat: Gerçekten Böyle mi?
Tam bu noktada forumlarda sıkça ortaya çıkan bir tartışmaya gelelim.
“Erkekler yangında hemen çözüm arar, kadınlar ise önce herkesin nasıl olduğunu düşünür.”
Kulağa tanıdık geliyor. Fakat gerçek hayatın bu kadar kolay iki kutuya ayrıldığını düşünmek bana pek inandırıcı gelmiyor.
Dahası, bu tür genellemeler hem erkekleri hem kadınları gereksiz yere tek bir role sıkıştırıyor.
Örneğin tamamen hayali bir yangın kriz ekibimiz olduğunu düşünelim.
Mehmet, kırk beş yaşında bir orman mühendisi olsun. Haritayı açıyor, rüzgâr yönünü kontrol ediyor, yangının ilerleme ihtimalini hesaplıyor ve “Bu hattı boşaltmalıyız” diyor.
Aynı ekipte Zeynep var. Mahallede yaşayan yaşlı insanların kimlerle iletişim kurduğunu biliyor. Evcil hayvanları olan ailelerin nerede toplandığını öğreniyor ve tahliye sırasında birbirinden kopan insanların yeniden buluşması için bir iletişim ağı oluşturuyor.
Hangisi daha önemli?
Aslında soru yanlış.
Mehmet'in stratejisi olmadan insanlar tehlikeli bölgede kalabilir. Zeynep'in ilişki ağı olmadan ise stratejik plan kâğıt üzerinde mükemmel görünüp sahada aksayabilir.
Üstelik bu roller cinsiyetle otomatik olarak belirlenmez.
Mehmet son derece empatik olabilir. Zeynep ise yangın haritalarını okuyup risk bölgelerini hesaplayan kişi olabilir.
Hatta üçüncü karakterimiz Ayşe, hem saha koordinasyonu yapan hem de tahliye planını teknik verilerle hazırlayan biri olabilir. Dördüncü karakterimiz Emre ise ilk olarak yaşlılar, çocuklar ve hayvanlar için güvenli alanları organize edebilir.
En Büyük Orman Felaketi Nedir? Önce “En Büyük” Dediğimiz Şeyi Bir Netleştirelim
Geçenlerde “Dünyanın en büyük orman felaketi nedir?” diye düşünürken kendimi tuhaf bir yarışma programının sunucusu gibi hissettim: “Ve karşınızda… üç milyon dönüm ormanla sahneye çıkan 1910 Büyük Yangını! Alkışlar lütfen!”
Tabii mesele hiç de alkışlanacak gibi değil.
“En büyük orman felaketi” dediğimizde aslında tek bir olaydan söz etmiyoruz. En büyük alanı yakan yangın başka, en fazla insanı etkileyen felaket başka, ekolojik açıdan en ağır sonuçları doğuran olay ise bambaşka olabilir. Üstelik orman felaketi yalnızca alevlerden ibaret değildir. Kuraklık, böcek istilaları, aşırı sıcaklık, kaçak kesim, tarım alanı açılması ve iklim değişikliği birbirine eklenerek ormanı yıllar içinde de felakete sürükleyebilir.
Bu yüzden konuyu “kaç ağaç yandı?” yarışmasına çevirmek biraz haksızlık olur.
Yine de tarihte ölçeğiyle öne çıkan olaylardan biri kesinlikle 1910 Büyük Yangınıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nin Idaho ve Montana bölgelerinde meydana gelen yangın, yaklaşık 3 milyon dönümlük ormanlık alanı etkiledi. ABD Orman Servisi'nin kayıtlarına göre yalnızca iki gün ve iki gece içinde yangın, kasırga şiddetindeki rüzgârların etkisiyle son derece hızlı yayıldı.
Ama hikâyenin asıl ilginç tarafı şu: Bazen bir ormanı yok eden şey yalnızca kibrit değildir.
1910 Büyük Yangını: Ormanların “Bugünlük Böyle Bir Problemimiz Var” Dediği Günler
20 Ağustos 1910'da başlayan ve 21 Ağustos'a kadar büyüyen Büyük Yangın, kuzey Idaho ile batı Montana'da yaklaşık 3 milyon dönüm ormanlık alanı etkiledi.
Dönemin koşullarını bugünün imkânlarıyla karşılaştırınca tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Günümüzde uydular, termal kameralar, hava araçları, meteorolojik modeller ve gelişmiş yangın söndürme sistemleri bulunuyor. 1910'da ise bir yangının birkaç saat içinde devasa bir ateş fırtınasına dönüşmesini izlemek, muhtemelen “internet yavaşladı” şikâyetinin tarihsel olarak çok daha korkunç bir versiyonuydu.
ABD Orman Servisi kayıtları, o yılın son derece kuru geçtiğini ve yangınların bazılarını insan faaliyetlerinin başlattığını belirtiyor. Kömürle çalışan trenlerin çıkardığı yangınlar da önemli bir kaynak olarak kaydedilmiş; yıldırım ise çok sayıda yangını aynı dönemde başlatmış.
Daha sonra şiddetli rüzgârlar yangını adeta dev bir fön makinesine çevirdi.
Sonuç?
Milyonlarca ağaç yandı, bazı yerleşimler ağır zarar gördü ve yaklaşık üç milyon dönümlük alan yangından etkilendi. ABD Orman Servisi ayrıca yaklaşık 8 milyar board feet kerestenin yandığını belirtiyor. Wallace, Idaho'nun yaklaşık üçte biri yangından zarar gördü.
Burada önemli bir ayrıntı var: 1910 yangını sadece bir çevre felaketi değildi. Aynı zamanda orman yönetiminin geleceğini değiştiren tarihsel bir dönüm noktası oldu. Yangın sonrasında Amerika'da yangın bilimi, orman yönetimi ve koruma politikaları daha fazla önem kazandı.
Yani bazen felaketin ardından insanlığın öğrendiği ders, felaketin kendisi kadar önemlidir.
Peki Amazon Yangınları Neden Bu Kadar Konuşuldu?
Bir başka örnek ise Amazon yağmur ormanlarında özellikle 2019 yılında dünya gündemine oturan yangınlar.
Sosyal medyada o dönemde öyle fotoğraflar dolaştı ki insanın aklına ister istemez “Dünya yanıyor ve biz hâlâ toplantı yapıyoruz” cümlesi geliyordu.
Fakat burada da önemli bir bilimsel ayrım var.
NASA'nın analizlerine göre 2019'daki Amazon yangınları olağandışı özellikler taşısa da o yıl Brezilya Amazonları için tüm zamanların en büyük yangın sezonu değildi. Yangınların önemli bir bölümü ormansızlaştırma ve arazi temizleme faaliyetleriyle bağlantılıydı. Bazı bölgelerde kuraklık da yangınların yayılmasını kolaylaştırdı.
NASA'nın uydu gözlemleri, 2019'un özellikle güney Amazon'da kuru sezonun erken döneminde yangın aktivitesinin arttığını ve yangınların bir bölümünün bölgesel kuraklıktan ziyade arazi temizleme faaliyetleriyle daha uyumlu bir zamanlama ve dağılım gösterdiğini ortaya koydu.
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü bir ormanın yanmasını yalnızca “hava çok sıcaktı” diye açıklarsak problemin insan kaynaklı kısmını görünmez hâle getirebiliriz.
NASA ayrıca Amazon atmosferinin son yıllarda daha kuru hâle geldiğini ve insan faaliyetlerinin bu değişimde önemli rol oynadığını belirtiyor. Araştırmaya göre artan sera gazı seviyeleri atmosferik kuruluğun yaklaşık yarısını açıklarken, geri kalan önemli etkenlerden biri ormanların tarım ve hayvancılık için yakılmasıydı.
Yani bazen yangının hikâyesi alev başladığında değil, alev başlamadan yıllar önce yazılıyor.
Erkek Stratejist, Kadın Empat: Gerçekten Böyle mi?
Tam bu noktada forumlarda sıkça ortaya çıkan bir tartışmaya gelelim.
“Erkekler yangında hemen çözüm arar, kadınlar ise önce herkesin nasıl olduğunu düşünür.”
Kulağa tanıdık geliyor. Fakat gerçek hayatın bu kadar kolay iki kutuya ayrıldığını düşünmek bana pek inandırıcı gelmiyor.
Dahası, bu tür genellemeler hem erkekleri hem kadınları gereksiz yere tek bir role sıkıştırıyor.
Örneğin tamamen hayali bir yangın kriz ekibimiz olduğunu düşünelim.
Mehmet, kırk beş yaşında bir orman mühendisi olsun. Haritayı açıyor, rüzgâr yönünü kontrol ediyor, yangının ilerleme ihtimalini hesaplıyor ve “Bu hattı boşaltmalıyız” diyor.
Aynı ekipte Zeynep var. Mahallede yaşayan yaşlı insanların kimlerle iletişim kurduğunu biliyor. Evcil hayvanları olan ailelerin nerede toplandığını öğreniyor ve tahliye sırasında birbirinden kopan insanların yeniden buluşması için bir iletişim ağı oluşturuyor.
Hangisi daha önemli?
Aslında soru yanlış.
Mehmet'in stratejisi olmadan insanlar tehlikeli bölgede kalabilir. Zeynep'in ilişki ağı olmadan ise stratejik plan kâğıt üzerinde mükemmel görünüp sahada aksayabilir.
Üstelik bu roller cinsiyetle otomatik olarak belirlenmez.
Mehmet son derece empatik olabilir. Zeynep ise yangın haritalarını okuyup risk bölgelerini hesaplayan kişi olabilir.
Hatta üçüncü karakterimiz Ayşe, hem saha koordinasyonu yapan hem de tahliye planını teknik verilerle hazırlayan biri olabilir. Dördüncü karakterimiz Emre ise ilk olarak yaşlılar, çocuklar ve hayvanlar için güvenli alanları organize edebilir.